CAN ÇAKMUR

HEPİMİZ YANLIŞ MI ÇALIYORUZ ?


Wim Winters, YouTube üzerinden klasik müzik ve müzikolojiye dair videolar yayınlayan bir kanalın yöneticisidir. Bu kanal yayına başladığından bugüne kadar geçen süre içinde oldukça ciddi sayıda bir takipçi kitlesine ulaştı. Klasik müzik ve kuramı ile ilgili bir kanalın bu denli ilgi görmesi çok olumlu bir şey olarak değerlendirilebilir. Dahası, kaynak bulmanın zorluğu nedeniyle çoğunlukla profesyonel müzisyenlerin ulaşabildiği konuların genel müzik dinleyicisinin de ilgisine sunulması önemli bir adımdır.

Wim Winters’ın değindiği konular içinde son birkaç yıldır bir tanesi oldukça öne çıkmaya başladı: Klasik ve romantik dönemde metronom kullanımı. Metronom kullanımı gerçekten de önemli bir konudur, ancak Winters’ın ilgilendiğini iddia ettiği alanın genişliği düşünüldüğünde metronom kullanımı konusunun önem sıralamasında bu denli başat bir konuma getirilmesi konunun kendisinden daha çekici hale gelmeye başlıyor. Özellikle klasik ve romantik dönem bestecilerinin bizatihi kendileri metronom ve tempo üzerinde Winters’ın durduğundan çok daha az durmuşlardı.

Ne var ki, göreceğimiz gibi, bu kanalın çok ilgi çekmesinin nedeni mesele üzerinde yürüttüğü “akademik tartışmalar” değildir. Winters oldukça spekülatif biçimde müzikte her bir vuruşun metronomun bir değil iki tıklamasına denk gelmek zorunda olduğunu iddia ediyor. Buna göre, müzisyenler yaklaşık yüz elli yıldır her parçayı yanlış çalmaktadır çünkü aslında her eserin gerçek temposu şu an olduğundan iki kat daha yavaştır.

Doğal olarak böyle cesur bir önermeyi özselleştirecek ciddi delillere ihtiyaç vardır. Ne var ki bu türden bir delili hiçbir yerde bulmak mümkün değildir. Winters’ın savlarını ilginç kılan şey de aslında sahip olduğu bu manevra imkanıdır: Bu argüman doğrulanamaz, ama aynı zamanda yanlışlanamaz bir argümandır. Bilindiği gibi günümüzde 1890-1910 yıllarından kalma pek çok kayıta ulaşmak mümkün. Ancak bu kayıtların hiçbirinde Winters’in söz ettiği keskin dalgalanmayı görmek mümkün değil. Dahası, söz konusu eserlerin yavaş bölümlerini yarı tempoda çalmanın imkânsızlığı üzerine Winters yorum yapmaktan itina ile çekinmektedir. Yani Winters, lehinde hiçbir kanıt olmayan bir argümanı (aleyhinde de bir kanıt bulunamayacak olmasının getirdiği kolaylıkla) yıllardır ve fanatikçe savunuyor. Yine de, sayıları azımsanamayacak kadar çok profesyonel müzisyenin bu görüşe kısmen de olsa katılması veya tartışmaya değer bulacak kadar ciddiye alması inanılması güç bir durum oluşturuyor.

Tüm bu olan biten tartışmanın irrasyonel bir şüphenin dayattığı mantıksızlık halinden daha büyük bir boyutu var. Günümüzün internet kültürünün doğasına uygun biçimde Winters, irrasyonel düşüncelerine rasyonel argümanlarla karşı çıkanlara karşı kendi tezlerini kanıtlamaya çalışmak yerine hakaret ederek cevap vermeyi tercih ediyor. Dahası, haklılığını kanıtlamak için düpedüz yalan söylemekten hiç çekinmiyor. Son videolarından birinde Chopin’in kendi Etüdleri’ne verdiği metronom değerlerinin olduğu gibi kabul edilmesi halinde çalınmasının imkânsız olduğunu ve bu yüzden kendi teorisinin doğru olduğunu savunurken, Maurizio Pollini ve Valentina Lisitsa’nın Etüd Op. 10 No. 12 kayıtlarının Chopin’in verdiği dörtlük nota için dakikada 160 vuruşluk değerin çok altında, yaklaşık 126 değerinde olduğunu söylüyor. Bu doğru değildir, çünkü Pollini kayıtlarında bu etüdü yaklaşık Chopin’in öngördüğü tempoda çalarken, Lisitsa Chopin’in verdiği değerin epey üzerinde, yaklaşık 180 vuruş civarında çalmaktadır. Durum böyleyken Winters kuramını doğru olmayan argümanlara dayandıran bir seri video yapmaya devam etmiştir.

Acaba Winters’ın zihniyet dünyası için kendine özgüdür diyebilir miyiz? Örneğin, Amerikan başkanı Trump, hoşuna gitmeyen herhangi bir haberi kolaylıkla ve desteksizce “Fake News” (Yalan Haber) olarak damgalayabiliyor ve bu iddia ile milyonları peşinden sürükleyebiliyor.  Günümüzde bilimsel gerçekler komplocu bir şüpheyle rahatlıkla tutsak edilebiliyor. Yaklaşık birkaç senedir, aşının kanser ya da kısırlık yaptığı gibi bilim dışı bir iddia ile aşısız çocukların sayısının tehlikeli boyutlara ulaşmış olduğu hatırlanabilir. Benzer bir irrasyonel şüphecilik ile dünyanın düz olduğunu iddia eden tarikatların ya da “düşünce kuruluşlarının” tezlerine itibar edenlerin sayısı artıyor. Winters’ı, bu tür bir zihniyet dünyasının müzisyenler arasındaki temsilcisi olarak görmek mümkündür.  Yukarıda sayılan ve gerçeklikten uzak tüm bu yaklaşımların ortak noktası, hiçbirinin iddiasının basit bir biçimde doğrulanamayacak ve yanlışlanamayacak olmasıdır. Örneğin, bize söylenenin ve gösterilenin büyük bir komplonun parçası olduğuna inandığımızda hiçbirimiz acaba gerçekten yuvarlak mı diye uzaya gidip “kendi gözlerimizle” oradan dünyaya bakamayız ve hiçbirimiz aşının vücudumuzdaki etkilerini çıplak gözle gözlemleyemeyiz. Artık her türlü bilimsel kanıt birer beyin yıkama metodu olduğu gerekçesiyle kolaylıkla reddedilecektir. Winters’ın teorisi de farklı değildir.  Chopin de diğer büyük besteciler gibi yüz yıldan fazla bir süredir mezarında yatıyor. Öyleyse, onun gerçekten nasıl çaldığını bilme olasılığımız yok. Tam da bu nedenle, tarihin ve geleneğin bilgisinin unutulduğu bir ortamda herkesin zihninde uyanabilecek o ufacık gerçek dışı şüpheyi kullanıyor Winters. Böylelikle sadece bilimsel olarak geçersiz değil ama aynı zamanda saçma bir argümanı destekleyebiliyor.

Müzik, aynı konuştuğumuz dil gibi, kuralları içinde esnek olan ama o esneklik sayesinde bizi böylesine etkileyebilen bir iletişim aracı. Bu ihmal edildiğinde, müzisyenlerin objektif olarak daha doğru, notada yazana daha yakın bir yoruma ulaşma isteği, sıklıkta bestecilerin yazdıkları eserlere ve o eserlerin felsefesine aykırı hatta yabancı bir yorum ortaya çıkmasına neden olabiliyor. O yüzden hala dokunaklı piyano çalan bir bilgisayar programı yapılamadı ve muhtemelen hiçbir zaman da yapılamayacak. Müzik’te doğruya ulaşmaya çalışmak elbette çok değerli bir çabadır. Ancak, müziğin hakikat değeri üzerinde de düşünmemiz gerekiyor.  Örneğin, Winters’ın yanlış olarak nitelendirdiği Pollini’nin Chopin yorumunu ve hemen arkasından Winters’in kendi kaydını dinleyerek başlayabiliriz.

(*) Bu yazı Andante Dergisi Ocak 2019 (No: 147) sayısında yayımlanmıştır.