Andante Yazıları

 

KREISLERIANA (*)

Can Çakmur

 

Romantik dönemin müzik ve edebiyata en önemli getirilerinden biri kelimeler ile müziğin yoldaşlık kurması olabilir. Schubert'in şarkıları ile başlayan bu süreçte, kelimelerin enstrümantal müziğe de ilham kaynağı olması bir on yıl kadar daha alacak ve Alman Romantizminin müzisyen olarak kişilik bulmuş hali Robert Schumann, harfler ile notaları kardeş ilan edecekti. İlginçtir, Parisli müzisyenlerin büyük çoğunluğu, ta Debussy ve Ravel'e kadar, kelimeler ile Alman müzisyenlerin ilgilendiği gibi ilgilenmiyordu. Programlı müziğin ifadesi daha ziyade şekiller ve sahnelerden, yani görsellikten geliyordu.

Aslında, Schumann'dan birkaç on yıl önce yaşamış olan Alman Romantik edebiyatının önemli temsilcisi, aynı zamanda besteci, müzik eleştirmeni ve çizer Ernst Theodor Amadeus Hoffmann notalar ile harfleri ilişkilendirmeye çalışanların ilk temsilcilerindendir denebilir. Gerçek ismi Ernst Theodor Wilhelm Hoffmann olmasına karşın isminde kullanmayı tercih ettiği Amadeus, kendisinin Mozart'a duyduğu saygıdan ötürüydü. Hoffmann'ın fantezi ve korku edebiyatı, sınırsız bir hayal gücüne ve bundan beslenen imgelere dayanıyordu. Fantastik olana büyük bir ilgi duyuyor, yazısının temeline bunu koyuyordu. Bütün karmaşıklığına rağmen alışılmadık akıcılığı ise besteciliğinden geliyordu. Yazısı müzikte doğrudan karşılık buluyordu.

Hoffmann ile birlikte, Franz Schubert ve bir başka yazar olan Jean Paul, Schumann'ın en büyük ilham kaynaklarıydı. Öyle ki, "Schubert'in müziğinde Jean Paul'ün cümlelerini duyuyorum" diyen Schumann için benzer bir bağlantı Hoffmann üzerinden söylenebilir. Schumann'ın doğrudan Hoffmann üzerine bestelediği üç eser vardır: Fantasiestücke Op. 12, Kreisleriana Op. 16 ve Nachtstücke Op. 23. Ancak bunların içinde Schumann'ın yaratısının zirvesinde duran Kreisleriana’nın ayrı bir yeri vardır. Kendisinin de solo piyano eserleri arasında Kreisleriana'yı özel bir yere koyduğu rivayet edilir.

Yarı deli yarı dahi bir orkestra şefi, besteci ve aynı zamanda filozof olan Johannes Kreisler karakteri, Hoffmann'ın eserlerinde karşımıza birden çok kere çıkar. Ancak Schumann’ın Kreisleriana'sına ilham kaynağı olan Hoffmann’ın özel bir romanıdır. Çok uzun olan başlığı Türkçe'ye aşağı yukarı Kedi Murr'un Hayatı ve Dünya Hakkındaki Görüşleri ile Beraber Orkestra Şefi Johannes Kriesler'in Rasgele Müsvedde Kağıtları Üzerindeki Parçalanmış Biyografisi olarak çevrilebilir. Hoffmann edebiyatının en önemli eseri sayılan iki bölümlü bu roman (üçüncü bölümü planlanmış ancak basılmamıştır), yazarın felsefi ve estetik görüşlerini döneminin ötesinde sıra dışı ve karmaşık bir teknikle işler. Kedi Murr, dünya hakkında görüşlerini yazmaya karar verdiği zaman Kreisler'in bölük pörçük bir biyografisini bulur ve farkında olmadan ikili bir roman yazmış olur. Biz zavallı okurlar ise bu iki zıt karakterin yazıları arasında bir oraya bir buraya durmadan sürükleniriz. Clara'nın "Bir kez olsun başından sonuna tutarlı bir beste yapamaz mısın?" diye eleştirdiği Robert'in zapt edilemez hayal gücünü tetiklemek için bu roman idealdir. Robert, dışa dönük ve yaratıcı olduğu (yani Florestan kişiliğine büründüğü) o mucizevi zamanlardan birinde, toplam yarım saat süren bu sekiz parçayı dört günde besteler!

Çok kişilikli Kreisler ile Schumann arasındaki benzerlik atlanamayacak kadar büyüktür. Schumann kendi Florestan ve Eusebius karakterlerinin karşılığını Kreisler'in tutarsız kişiliğinde bulabiliyordu. Her ikisi de hayatlarını çok yaratıcı oldukları kısa dönemler ile uzun durgunluk dönemleri arasındaki git gel ile geçiriyorlardı. Ancak, daha ilginç bir benzerlik Kedi Murr ile Schumann'ın dışa dönük tarafı olan Florestan arasında bulunabilir. Kedi Murr romanda erkeksiliği, maçoluğu ve gösteriş saplantısını sergilerken; Florestan bunu ancak bir kedi çevikliğiyle çalınabilecek pasajlarla müziğe döküyordu.

Beste olarak Kreisleriana, roman ile aynı formatta planlanmıştır. Schumann bizi Kedi Murr ile Kreisler arasında bir kutuptan diğerine sürükler. Sekiz parçanın bir bütün olarak dinlenebilmesini Schumann çok basit bir biçimde sağlar: Kedi Murr'un müziği minör tonalitede ve heyecanlıdır, Kreisler'inki ise içe dönük ve yavaş. Kedi Murr hayata yaşanılacak, genç bir romantik şair gözüyle bakar. Kedi bizi peşinde koşturur; biz onunla beraber keşfederiz. İşte Kedi Murr'a ait olan birinci, üçüncü, beşinci ve yedinci parçalar bu tazelik sayesinde çekici gelir. Hoffmann'da ve Andersen'in masallarında bulduğumuz bu tazelik ve fantezi, bir diğer yandan dönemin sıkı sansür politikaları karşısında onların yollarını bulma, kendilerini ifade etme araçlarıydı. Bu yolla, insan duygularının en derinine inebiliyor ve serbestçe yazabiliyorlardı. Sanat eserleri üzerindeki denetim ve sansür o kadar ağırdı ki, örneğin Fransız Devrimi'nin marşı olan L'Marseilliese'nin herhangi bir müzikal eserde kullanılması yasaktı.

Her ne kadar romanın başlığında öncelikle Kedi Murr'un ismi geçiyor olsa da romanın asıl karakteri Murr değil, Kreisler'dir. Kreisler'in müziği Murr'un müziğinden çok daha karmaşıktır. Parçanın Kreisler'e ait kısımlarında Schumann'ın pek çok eserinde olduğu gibi Clara'yı da buluruz. Kreisler (ve tesadüf olamayacak bir biçimde E.T.A. Hoffmann), Julia adında bir kadına platonik bir biçimde aşıktır. Bu, aslında Kreisler'in müziğinde sessizce yükselen tutkuyu açıklar - Robert ile Clara da yıllarca benzer bir biçimde yaşamışlardı. Kreisler, Hoffmann'ın diğer yazılarında da kendini dünyadan soyutlayan, ancak müzikte ve sanatsal yaratıda karşılıksız tatmin bulan biri olarak karşımıza çıkar. Benzer biçimde Kreisleriana'nın Kreisler ile ilgili kısmı da yaşamdan çok daha öte konularla ilgilenir. Bu da Schumann'ın müziğinde, hiçbir kalemin yazamayacağı bir durulukta somutlaşmıştır. Notalar ve harflerin kardeşliğini en güzel biçimde gösterenlerden biri olmuştur Schumann.

Kalbim, neler oluyor?

Seni bu kadar sıkan nedir?

Nasıl bir yeni, yabancı bir hayat bu!

Seni artık tanıyamıyorum.

Sevdiğin her şey; yok artık,

Seni üzen her şey; yok artık,

Uğraşın ve huzurun; yok artık.

Ah, bütün bunlar nasıl oldu?

 

“Neue Liebe, Neues Leben”

Johann Wolfgang von Goethe

 

 

(*) Bu yazı Andante Dergisi Ekim 2015 (No: 108) sayısında yayımlanmıştır.

 

 

BU SAYFAYI PAYLASIN