Andante Yazıları

BU SAYFAYI PAYLASIN

 

ROMANTİK PİYANO KONÇERTOLARI: BİR DÖNEMİN SONU (*)

Can Cakmur

 

 

İnternetteki oldukça popüler piyano forumlarının birinde "Neden Schumann Piyano Konçertosu Kötü Bir Eserdir?" başlıklı bir tartışmaya rastladım. Bu forumların yazarları, dünyanın birçok farklı bölgesinden katılan, içlerinde amatörlerin çoğunlukta olduğu, ancak çoğu iyi düzeyde enstrüman çalan müzikseverler. Onun dışında, nadir olmayan biçimde pedagog, solist ya da müzik bilimcilere de rastlamak mümkün. Bu tür forumlar bu yönüyle belli bir müzik kamuoyu oluşturuyor ve içinde yaşadığımız dönemin “hakim beğenilerini” yansıtıyor olsa da buralarda konuşulan her şeye itibar etmek elbette mümkün değil. Ancak, soruya verilen onlarca cevabın içinde bir tane bile tamamen pozitif cevap olmaması aklıma bazı başka sorular getirdi: Neden Beethoven'dan sonra yaşamış büyük besteciler piyano konçertosu bestelemek konusunda bu kadar gönülsüz olmuşlar ve neden bu kadar az piyano konçertosu bestelemişler? Sayıları düşündüğümüzde aradaki devasa fark daha da belirginleşiyor: Viyana'nın üç büyük oğlu toplam ellinin üstünde piyano konçertosu bestelemişken Chopin, Liszt, Mendelssohn, Schumann ve Brahms toplam sadece on piyano konçertosu bestelemişler!

Aslında bu durum piyanonun Ondokuzuncu Yüzyıl'daki durumu düşünüldüğünde son derece mantıksız görünüyor. Piyanonun altın çağında orkestra eşlikli eserler bir anda kaybolmuş olmamalı! Ancak, diğer yandan, Ondokuzuncu Yüzyıl'ın “müzikal çöplüğü” ise bize başka bir tablo sunuyor: Moscheles, Herz, Kalkbrenner veya Hummel gibi unutulmuş bestecilerin bugün asla çalınmayan ve hatırlanmayan onlarca piyano konçertosu bestelediğini küçük bir araştırmayla görmek mümkün. Clara Wieck –ismi henüz Clara Schumann olmamışken- yani daha yirmili yaşlarındayken dinlediği Kalkbrenner Sekstet üzerine babasına şu satırlarla yakınmış: "Yaratıcılıktan, ilhamdan daha yoksun, daha zavallı bir parça olamaz." Bu eserleri dinlemek genel olarak “romantik piyano konçertosunu” tanımlamak açısından önemli ve ilgi çekici. Bu konçertoların hepsi birbirine benziyor! Armonik ve yazı dili açısından bir kalıbın üstüne oturtulmuş süslemelerden ibaretler! İlk paragrafta adı geçen büyük romantik bestecilerin ise Beethoven veya Mozart'ın konçertoları üzerine hiçbir şey konamamış bu forma pek rağbet etmemeleri belki de doğal karşılanmalı.

Ondokuzuncu yüzyıl piyano konçertosu için bestecilik anlayışına yaptığımız kısa gezintiyi burada sonlandırıp asıl sorumuza geri dönelim: Neden romantik piyano konçertosu günümüz estetik anlayışı içinde değerlendirildiğinde zayıf kalıyor? Burada Liszt'in konçertoları yenilikçi kurguları ve kendine özel müzik diliyle bizi aydınlatabilirler belki. Liszt'in Avrupa'yı titreten virtüöz olarak turneler yaptığı yıllarda elinde Franz Liszt imzası taşıyan hiç piyano konçertosu bulunmaması başında akbabalar gibi dolaşan rakiplerinin amansız eleştiri hatta aşağılamalarına maruz kalmasına sebep olmuştu. Aslında bu tam olarak doğru değildir, çünkü Liszt henüz o yıllarda üç tane piyano konçertosunun taslağını hazırlamıştı ancak büyük bir alçakgönüllülükle kendisinin yeterli bir besteci olmadığını söyleyerek eserleri tamamlamaktan kaçınmıştı. O üç piyano konçertosunun ikisi ise bugün konçerto edebiyatının en orijinal eserleri olarak nitelendirilecek; Liszt'in elediği üçüncü konçerto ise son derece keyifli ve hoş bir parça olarak çok nadiren de olsa seslendirilecekti.

Liszt 1. Piyano Konçertosu'nu Weimar'da bir kutlama gerekçesiyle ilk kez seslendirmiştir. Bu da aslında bir piyano konçertosu neden bestelenir sorusuna verilebilecek en tatmin edici cevaplardan biri olabilir! Tarih boyunca piyano konçertosu her zaman sahne için bestelenmiş bir form olmuştur. Konçerto'nun özellikle Sonat'tan ayrıldığı temel nokta da budur. Konçerto retorik iken sonat bir iç hesaplaşmadır diyebiliriz belki de. Besteleniş amacı solo enstrüman için olan kardeşinden böylesine farklılaşmış bir formdan söz ederken Liszt'in aşağı yukarı aynı yıllarda Weimar'da bestelediği Si Minör Sonat ile 1. Piyano Konçertosu'nun izleyici üzerindeki etkisinin ve yazı dillerinin de böylesine farklı olması bizi şaşırtmamalı. Liszt de bu yönden gelebilecek eleştirilere karşı çoktan gardını almıştı: Konçertosunun meşhur girişi Liszt'in dahi öğrencisi Hans von Bülow'a göre Almanca "Bunu  hiçbiriniz anlayamayacaksınız, HA-HA!" (Das versteht ihr alle nicht, haha!) cümlesinin bestelenmiş halidir.

Piyano Konçertolarının yazı dillerine baktığımızda büyük çoğunlukla bestecilerin imzası niteliğinde olan diğer piyano anlatılarından ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Yani bu sadece Liszt'e özgü bir durum değil. Solo eserlerinde her sayfa yeni temalar sunan Schumann, konçertosunun ilk bölümünü sadece tek bir tema üzerine kurmuştur. İşte burada bestecinin eserini yazılış amacına göre nasıl şekillendirdiğine tanık oluyoruz. Değişen estetik anlayışı ise belki de bu yazı dilinin geçerliliğini yitirmesine sebep olmakta. Schumann ve Liszt gibi besteciler de bu durumun farkında olmuş olmalılar ki Beethoven ve Mozart'ın dahiyane eserlerinin ağırlığı altında ezilen bu formu canlı tutmaya çalışmamışlar ve bu alanda sadece ihtiyaçları olan kadar eser üretmişler. Onların dehası, geçmiş yüzyılın devleriyle aynı yerde değildi.

Ancak, tökezleyen konçerto formu varlığını farklı yönlere dağılarak sürdürmeyi başardı. Konçerto, obligato piyanolu senfoniye gittikçe yaklaştı. Bu alanda daha sonra gelecek besteciler başyapıtlar yazdılar: Brahms'in iki konçertosu ve Busoni'nin devasa Do Majör Piyano konçertosu bunlara sadece bir kaç örnek... Nispeten klasik tarzda konçerto yazmaya çalışan Prokofyev ise 5. Konçertosu'nun yuhalanmaya varan izleyici tepkileriyle bir facia olarak nitelendirilebilecek ilk seslendirmesinin ardından bu formu terk etmişti. Unutmamalıyız ki, Rachmaninov'un yazdığı beş orkestra eşlikli eser arasında kendi döneminde en çok övgü alanın başlığı "Piyano Konçertosu" değildi... Tam tanımıyla piyano konçertosu, bir form olarak, çoktan geçerliliğini yitirmişti...

 

***

 

Tesadüfen karşılaştığım Schumann Piyano Konçertosu ile ilgili tartışma benim için ufuk açıcı bir düşünce zincirinin ilk halkası oldu. Yazıyı yazarken bir yandan da Thalberg, Kalkbrenner ve Cramer gibi bestecilerin eserlerini dinledim. Günümüzde neredeyse unutulmuş bu besteciler bize klasik müziğin bugün yok olmuş bir yönünü sunuyor. Onların müziği bir anlatıya dayanmıyor, değişik ses renklerine ve efektlere dayanıyor. Farklı bir gelenekten gelen, farklı zamanlarda yaşamış olan Mozart ve Beethoven'ın mucizeler yarattığı konçerto formunun mirasçıları olarak bu besteciler ifadelerini formun kendisine taşıdılar ve belki de bunu yaparak romantik dönemin büyük bestecilerinin müzikal karakterlerini bir ölçüde etkilediler. Piyano konçertosunu bu dilde yazmaya çalışsa da, Schumann hiçbir şekilde Kalkbrenner'in izinden gitmeyecekti. Tam da bu yüzden hem Schumann'ın konçertosu hem de muadilleri repertuarda “başka bir yerde duran” eserler olarak yerlerini almış durumdalar.

 

 

Şarkılarıma bakma!

Gözlerimi indiririm,

Sanki kötülük peşinde yakalanmışçasına,

Kendim güvenemem,

Onların büyümesini seyretmeye:

Senin merakın ise ihanettir.

“Blicke mir nicht in die Lieder”

F. Rückert

 

(*) Bu yazı Andante Dergisi Subat 2016 (No: 112) sayısında yayımlanmıştır.