Andante Yazıları

 

SATIRLAR NOTALARA DÖKÜLDÜĞÜNDE (*)

Can Çakmur

 

 

İnsan sesi enstrümantal müziğin yükselişine kadar tüm müziğin kalbinde yer almıştı. Bach'ın en önemli eseri nedir diye soracak olsak muhtemelen Si Minör Missa cevabını duymayı bekleriz. Ancak Beethoven'ın Fidelio'su, hatta belki haksız bir değerlendirme bile olsa Missa Solemnis'i onu tasvir eden eserler olarak pek anılmazlar. Bu fark vokal müziğin değerini yitirmesinden çok enstrümantal müziğin öne çıkmasına bağlıdır. Bu gelişmeyle birlikte vokal eserler, ciddi enstrümantal müziğe yakınlıklarına bağlı olarak değerlendirilmeye başlamışlardı. Diğer bir anlatımla, bir zamanların müzikal zirvesi olarak görülen opera, özellikle Romantik dönemin ortalarına doğru felsefi derinliğini yitirmeye başlamıştı. Müzikal drama, yitirdiği konumunu ancak Wagner’le birlikte yeniden kazanabilecekti. Ancak, opera dışındaki alanlarda asıl yaratıcılıklarını gösteren bestecilerin de ses ve orkestra için yazdığı eserler de süreç içinde çok göz önünde bulundurulmayacak, adeta kilim altına süpürülecekti. Bu eserlerin süreç içinde neden seslendirilmekten imtina edildiği (ya da çok nadir seslendirildiği) ilginç bir sorudur.

Bu soruya bir yanıt ararken, operanın tarihsel süreç içinde geçirdiği değişime de bakmak gerektiğine inanıyorum. Örneğin, Barok dönem boyunca, neredeyse aynı etkiye sahip iki türün, konser salonu için vokal müziğin ve operanın, nispeten kısa bir süre içinde birbirinden ayrı yerlere konulması bu dönüşümün bir izdüşümüdür.

Müzikal drama, temel olarak stereotiplere dayanır. İyi karakterin kim olduğu, kötü karakterin kim olduğu bellidir. Davranış kalıpları çok sık kırılmaz. Bu da Schubert, Schumann veya Chopin gibi alışılmadık düzeyde yaratıcı bestecilerin bu türe karşı daha mesafeli yaklaşmalarına neden olmuş olmalı. Oysa bir oratoryo her türlü metine açıktır ve ona uygun şekilde var edilebilir. Belki de bu yüzden, Bach'ın Passion'larının ya da Missa'sının eriştiği felsefi düzeye Haendel'in operaları erişememişti. Çünkü Bach daha özgür bir alanda hareket ederken Haendel yazdığı türün sınırları içerisinde kalmak zorundaydı. Belki de salt bu nedenle birçok besteci müzikal dramaya sırt çevirecekti. Ancak, diğer yandan bu yaklaşım içindeki bestecilerin pek çoğu sırt çevirdikleri o türün sunduğu imkanları da sonuna dek kullanacaklardı. Örneğin Schubert, operada bulduğu zenginliği şarkılarında süzerek kullanacak ve hayatının farklı dönemlerinde altı Missa besteleyecekti. Bunun yanında koro ve çeşitli enstrüman grupları için çok önemli eserler bırakacaktı. Schumann, bugün büyük ölçüde unutulmuş olan iki devasa oratoryo besteleyecekti. Liszt ve Chopin bel canto geleneğini dönüştürecek ve klavyeye taşıyacaktı. Bunun yanında Liszt Ortaçağ müziğine gönderme yaparak bugün hemen hemen hiç hatırlanmayan Requiem ve Via Crucis’i besteleyecekti.

Özellikle farklı bir yeri olan eser ise Schumann'ın bestelediği ama yayımlatmadığı Goethe'nin Faust'undan Sahneler isimli eseridir. Schumann’ın bu parçaya bütün bestecilik yaşamını verdiği söylenebilir: Bestelemeye otuz üç yaşında başlamış ve eseri kırk üç yaşında zihinsel çöküşünden kısa bir süre önce bitirmiştir. Ancak, Goethe'nin Mozart'ın ölümünden yıllar sonra söylediği "Faust'u ancak Mozart besteleyebilirdi" sözü üzerine nadir rastlanır bir alçakgönüllülükle bestesini basmaktan çekinmiştir. Bu eser bestelendiği günden bugüne hiçbir zaman ilgi odağı olamamış, şu ana kadar bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kaydı yapılmıştır. Ancak ünlü Avusturyalı şef Nikolaus Harnoncourt, bu parçanın yazılmış en kuvvetli eserlerden biri olduğunu söylemiştir. Gerçekten de Schumann için önemi çok açık olan bu eserin, aynı metin üzerine yazılmış ve çok başarılı olmuş bir operayla (Gounod'un Faust'u) neden aynı tanınırlık düzeyine ulaşamadığı sorusu üzerine düşünmek gerekiyor.

Her şeyden önce, 2 saatlik bir eserin net olarak sınıflandırılamıyor olması kesinlikle eleştirmenleri olduğu kadar izleyiciyi de korkutmuş olmalı. Schumann, Faust'un tatmin edici bir şekilde sahnelenemeyeceğine inandığı için basitçe bir tiyatro olması gereken bir metnin bütün hareketini yok edip, saf müzikal bir eser yaratmış olmalı. Sonuç ise geleneksel anlamda ne bir oratoryo, ne bir kantat, ne de bir operadır; fakat hepsinin bir karışımıdır. Ayrıca Schumann belirli bir anlatım kaygısı gözetmeden, Faust'tan sadece önemli gördüğü sahneleri bestelemiştir. Schumann’ın kendince yaptığı bu seçim belki de müzikal dilinin, kendi edebiyatının asla müziğe tahvil edilemeyeceğine inanmış Goethe'nin edebi diline alabildiğine yakınlaşmasını sağlamıştır. Schumann’ın yaklaşımı, örneğin Faust'un son sahnesini 8. Senfoni'sinin ikinci bölümü olarak besteleyecek olan Mahler’den keskin bir biçimde ayrılmaktadır. Mahler’in tersine Schumann, metni müziğine baz olarak almamış, metni müziğe çevirmiştir. Schumann'ın ellerinde Faust, Faust'un ötesine geçmiş, aşkınlaşmıştır- ki bu, eseri dinlemeyi ve ilk dinleyişte içine girmeyi fevkalade zor kılmaktadır.

Daha yüksek bir bilinirliğe sahip olsalar da Beethoven'ın Missa Solemnis'i, Liszt'in Via Crucis'i veya Brahms'ın Nänni gibi orkestral şarkılarının da benzer bir kadere sahip olduğu söylenebilir. Bu eserler üzerine yazıldıkları metni canlandırmaktan çok daha öteye geçen eserlerdir. Dahası üstüne yazıldıkları metinler de bulunabilecek en yoruma açık metinlerdir.

 

En nihayetinde müzik, Fischer-Dieskau'nun da ifade ettiği şekilde, ait olduğu türden bağımsız olarak derin duyguları hisseden kalbe hitap edecektir. Bestecilerin eserleri arasında keşfedilmeyi bekleyen böylesine pırlantalar, yorumcular onların dünyasına girdikçe, onların dilinde konuştukça standart repertuvara girecektir. Çünkü bestecinin yüreğinden gelen her nota, ne kadar zor anlaşılır olursa olsun, en nihayetine onu dinlemeye hazır zihne ulaşacaktır.

Dur, bekle biraz; çok güzelsin!

(Faust'un öldüğü an)

Faust - J. W. von Goethe

 

 

Dinlemek isteyen okuyucular için;

 

Schumann: Goethe'nin Faust'undan Sahneler için spotify bağlantısı için buraya tıklayın.

 

Spotify erişimi olmayanlar için youtube bağlantısı.

 

 

(*) Bu yazı Andante Dergisi Subat 2017 (No: 124) sayısında yayımlanmıştır.