Andante Yazıları

 

15. VAN CLİBURN PİYANO YARIŞMASI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (*)

Can Çakmur

 

 

Sovyetler Birliği, 1957 yılında ilk kez uzaya insanlı bir araç göndererek, Soğuk Savaş’ın gölgesindeki uzay yarışında, ABD'nin önünde büyük bir avantaj elde etmişti. Elde ettikleri bu avantajın da verdiği rahatlama ile ertesi sene Moskova'da, o güne değin görülmemiş büyüklükte ve önemde uluslararası bir piyano yarışması organize etmişlerdi. İki ülke arasındaki gerilimin en yüklü olduğu bu yıllarda, 24 yaşında Teksas'lı bir genç olan Harvey Lavan Cliburn Jr. (bilinen adıyla “Van Cliburn”) 1. Çaykovski Piyano Yarışması'nı 1958 yılında kazanarak, iki ülke arasında durma noktasına gelen ilişkilerin nispeten normalleşmesini sağlamıştı. Van Cliburn, ilerleyen yıllarda albümleri uluslararası çapta bir milyonun üzerinde satış sayılarına ulaşan ilk klasik müzik yıldızı olacaktı. 1962 yılında ise kendisi henüz 28 yaşındayken, yaşadığı şehir olan Forth Worth'de adına bir piyano yarışması düzenlenecek ve bu yarışma hızla dünyanın en saygın yarışmaları arasında yerini alacaktı.

Geçtiğimiz ay, dört yılda bir yapılan Van Cliburn Piyano Yarışması, on beşinci kez düzenlendi ve muhtemelen bu, yarışma tarihinin en başarılı organizasyonuydu. Dünyanın belki de en kapsamlı klasik müzik kanalı olan medici.tv’nin web sayfasından yayınlanan yarışma kayıtları tam 4,5 milyon kişi tarafından izlenirken, final turu medici.tv yanında ABD genelinde 300 kadar sinema salonunda canlı olarak izlenmişti.

Bu sene yarışmaya tüm dünyadan yapılan 290 başvuru, katılımcıların gönderdikleri DVD kayıtları ile 145'e indirilmişti. Bu katılımcılar ise dünyanın önemli büyük şehirlerinde düzenlenen canlı ön eleme turlarında, kırk dakikalık birer resital verdiler. İki ayda, dünyanın her köşesini dolaşan jüri, katılımcı sayısını 30'a indirdi. Uzun bir süreç sonunda seçilen bu 30 katılımcı, Van Cliburn Piyano Yarışması için Teksas'a geldi. Cliburn Vakfı, katılımcılara en iyi koşulları sağlamak için, yarışma boyunca ikamet edecekleri, seçilmiş “konuk ailelerinin” evlerine Steinway marka piyanolar göndermişti. Kısaca, seçilen bu üst düzey piyanistlerin en yüksek seviyede performans gösterebilmesi için her şeyi yapan bir yarışmadan söz ediyoruz. Bu denli önemli bir organizasyon da tabi ki bizlere klasik müzik dünyasının nabzını tutma ve gidişatını görme imkânı veriyor. Bu ayki köşemi Van Cliburn'e ayırmamın sebebi de bu: yarışmacıların olmasa da yarışmasının kendisinin bir değerlendirmesi.

Cliburn'ün kanıtladığı en önemli şey, artık dünyanın en önemli klasik müzik olaylarının festivaller yerine yarışmalar olduğuydu bence… Ayrıca medici.tv'nin canlı yayınının, yarışmanın görünürlüğü için ne kadar önemli olduğu da gösterilmiş oldu. Aynı günlerde devam eden ve kendi sitelerinden yayın yapan Viyana Beethoven ve Queen Elisabeth Çello yarışmaları, Cliburn'ün yanında oldukça sönük kaldılar. 2015 yılında, Çaykovski Yarışması da medici.tv üzerinden yayın yapmış ve o da bir milyonun üzerinde izleyiciye ulaşmıştı. Ana akım medyada artık neredeyse hiç yer tutmayan klasik müziğin kurtuluşu açıkça medici.tv ve benzeri mecralar üzerinden olacak gibi görünüyor. Örneğin, Leeds Piyano Yarışması bundan otuz yıl önce BBC 2 kanalından canlı yayınlanırken, artık BBC 4 kanalında ancak banttan yayınlanıyor. İnternet üzerinden canlı yayın, bir yenilik olarak, bu depresif tabloyu tersine çevirmek adına önemli bir adım gibi duruyor.

Ayrıca internet üzerinden yayın yapılması, aynı zamanda bir sosyal medya portalı açılmasına da olanak sağlıyor. Yani dünyanın dört bir yanından izleyiciler, gerçek zamanlı olarak performanslarla ilgili düşüncelerini paylaşabiliyorlar. Bunun yanında, yarışmayla ilgili olarak internette pek çok tartışma forumu ve blog bulmak da mümkün. Dinleyicinin aktif olarak değerlendirme sürecine katılması konserlerde sık olarak tanık olduğumuz bir şey değil. Bir konserde dinleyici kitlesinin memnuniyetsizliğini açıkça belirtmesi ya da tam tersinden bir örnek vermek gerekirse, bir müzisyenin sahneye çıktığı anda, “Horowitz-vari” "Bravo" sesleriyle karşılanması artık neredeyse hiç gerçekleşmeyen olaylar. İzleyicilerin kendi zevklerine göre favorilerini belirleme, onlarla özdeşlik kurma, hatta onları diğerleri karşısında canla başla savunma isteklerinin oluşmasının ancak bunun gibi organizasyonlarda gerçekleşiyor olması, neden yarışmaların müzik dünyasının merkezine yerleştiğini açıklayabilir.

Tabi ki diğer bir açıdan bu hazin bir durum. Çok fazla kaliteli müzisyen ve bu sayıyla kıyaslandığında çok az konser verme imkânı var. Dolayısıyla birileri bu yarışmaları kazandığında bile onun yarışma tarafından desteklendiği süre sadece yarışmanın bir sonraki edisyonuna kadar sürüyor ne yazık ki. Yani Van Cliburn, Çaykovski ya da Chopin gibi yarışmaların bütün katılımcıları yarışma süresince, ödül kazananlar ise sonraki birkaç sene boyunca uluslararası tanınırlığa kavuşuyorlar. Ancak, sonrasında ise birçoğu "yeni yükselenlere yer açmak için” uluslararası sahnede yer bulmakta zorlanıyor. Bu yüzden daha önce önemli ödüller kazanmış pek çok müzisyen, birkaç sene aralıkla, tekrar şanslarını denemek için büyük riskler almak zorunda kalıyorlar. Benzer biçimde, Van Cliburn'de de katılımcıların çoğunluğu zaten kariyerlerinde ilerlemiş müzisyenlerdi. Örnek vermek gerekirse, Da Sol Kim çoktan Deutsche Gramophon ile bir CD kaydetmiş, Georgy Tchaidze, Honens Yarışması'nda ödül kazanmış ve Honens firması ile üç CD kaydetmişti. Aljosa Jurinic, Schumann Yarışması'nda birincilik ve Queen Elisabeth Yarışması'nda beşincilik ödülü kazanmıştı...

Van Cliburn gibi büyük organizasyonların en çok eleştirildiği nokta ise sürekli aynı parçaların çalınması olmuştur. Çok çalınan parçalar seneden seneye değişebiliyor; ancak "moda" parçaların olduğu da bir gerçek… Somut olarak ifade etmek gerekirse: Mussorgski'nin ölümsüz "Bir Sergiden Tablolar"ı 2009 ve 2013'deki Van Cliburn Yarışmalarında sadece ikişer kere katılımcıların programında yer almış. Bu sene ise tam yedi katılımcı bu parçayı çalmayı uygun bulmuş. Beethoven'ın geç dönem sonatları arasında en lirik olanı, Op. 110 Piyano Sonatı 2009'da sadece bir, 2013'de ise iki kere programda yer almış. Bu sene ise bu eser ve Prokofiev'in 7. Piyano Sonatı en sevilen eserler arasında, Bir Sergiden Tablolar'ın ardından beşer piyanistin tercihi olarak ikinci sırada yer almış. İlginç olan bir not ise ilk turda Prokofiev'in 7. Piyano Sonatı'nı çalan dört piyanistten üçünün elenmiş olması. Dokuz piyanist Haydn'ın bir sonatını programlarına eklemiş ve bu dokuz piyanistin tam yedi tanesi Haydn sonatlarını ilk turda çalmış. Beethoven tartışmasız yarışmanın en popüler bestecisi olarak otuz katılımcıdan yirmi iki tanesinin programında yer almış. Mozart'ın ise tek bir eseri bile programda yer almamış! Bunun bir sebebi, her yarışmacının Mozart'ın geç dönem konçertolarından birini (veya KV. 271 "Jenamy" Konçertosu'nu) yarı finalde çalmaları gerektiğinden olabilir. Listede yer alan yedi konçertonun hepsi en az bir kere programa alınmış. Ancak KV. 466 Re Minör ve KV. 467 Do Majör konçertolar ise 21 kişi gibi ezici bir çoğunluk tarafından tercih edilmiş. Final turunda seçilebilecek konçerto konusunda hiçbir kısıt olmamasına karşın, tüm piyano konçertoları evreninden, sadece on farklı konçerto seçilmiş ve bunlardan üçü (Brahms 1., Chopin 1. ve Chopin 2.) sadece birer katılımcı tarafından tercih edilirken, Çaykovski 1. Piyano Konçertosu sekiz, Rachmaninov 3. Piyano Konçertosu ve Prokofiev 3. Piyano Konçertosu beş ve Prokofiev 2. Piyano Konçertosu da dört kez programa yazılmış. Kazanan Yekwon Sunwoo de artık görmeye alıştığımız bir şekilde, Rachmaninov'un 3. Piyano Konçertosu ile birincilik ödülüne layık görüldü.

Van Cliburn katılımcısı piyanistler, repertuvardaki her parçayı çalabilecek düzeyde piyanistlerdir. Dolayısıyla parça seçimlerini etkileyen şey parçaların zorluk düzeyi değil, kendilerini en iyi hangi parçalarla ifade edebilecekleri ve bunun jüri tarafından takdir edilip edilmeyeceği kaygısıdır. Bu bakış açısı ile düşünüldüğünde, yarışmacıların gerek jürinin, gerekse izleyicilerin her yönünü iyi bildiği ve dinleyen herkesin çalışlarını kendine has kılan ufak detayları kolaylıkla fark edebilecekleri parçaları seçmeleri oldukça anlaşılır bir stratejidir. Yarışmacıların, iyi bilinen ama çok sık da çalınmayan parçalara (örneğin sadece bir kez çalınan Schumann Humoreske veya yarışmalarda nadiren duyulan Schubert D 960 Piyano Sonatı gibi) neden yönelmedikleri sorusunun yanıtı ise bu parçaların kişisel doğasında gizli olabilir. Van Cliburn gibi bir organizasyon, katılan piyanistler için çok zor elde edilmiş büyük bir şanstır. Genç piyanistlerin ise bu şansı parça seçimleri yüzünden ellerinden kaçırmak istememeleri son derece doğaldır. Elbette yeni ve bilinmeyen eserler üzerine yoğunlaşan festivaller ve yarışmalar da var, fakat bunlar, söz gelimi Van Cliburn'ün ulaştığı tanınırlık düzeyine erişemiyor ve hak ettikleri ilgiyi göremiyorlar.

Ancak Van Cliburn yarışması, büyük piyanist Van Cliburn'ün mirasıyla da ilgili olarak, her zaman bilinen ve çok çalınan parçalarla ne yapılabileceğiyle ilgilidir. Hatırlamak gerekirse, Van Cliburn'ü uluslararası bir piyanist yapan parça da Çaykovski'nin 1. Piyano Konçertosu'ydu.

2017 Cliburn'de değişen bir çalış tarzına, farklı estetik zevklere tanık olduk. Örneğin çeyrek final turunda, arka arkaya Schubert'in iki ayrı parçasını çalan Daniel Hsu ve Dasol Kim’i düşünebiliriz: Daniel Hsu’nun klasik müziğin ilerlediği yönü, Dasol Kim’in ise artık çok bulunmayan bir sadeliği ve estetiği temsil ettiğini düşünebiliriz. Birbirlerinden oldukça farklı piyanistlerin, iki hafta boyunca, inanılmaz bir seviyede müzik yapıldığına tanık olduk.

Cliburn 2017'nin gördüğü ilgi klasik müziğin geleceği ve insanların hayatında tuttuğu yere dair çok ama çok umut vericiydi. Geçtiğimiz iki hafta içinde, otuz piyanistin çaldığı her şey, medici.tv internet sayfasında bulunabilir. Bu kayıtların, hepimize uzun süre zevk vermesi, bizi derinden etkilemesi ve düşündürmesi dileğiyle...

 

Yarışma Performansları medici.tv’de bubağlantıdan izlenebilir

 

 

(*) Bu yazı Andante Dergisi Temmuz 2017 (No: 129) sayısında yayımlanmıştır.