Andante Yazıları

BEETHOVEN VE HALK ŞARKILARI (*)

Can Çakmur

 

Halk müziği ile sanat müziğinin birbirine yaklaşması ve birbirinden beslenmesi, daha doğrusu sanat çevrelerinin halk müziğini “itibarlı” bir müzik olarak görmeye başlamaları, aslında XIX. yüzyılda gerçekleşmiş bir olaydır. Bunun öncesinde, uzun yüzyıllar boyunca ikisi arasındaki ilişki kolay anlaşılacak türden olmamıştı. Çoğunlukla üst sınıflara hizmet eden sanat müziği çevreleri, hem halk melodilerini devşirip dönüştürmüş (kısaca sanatsal yaratılarında ondan beslenmiş), hem de itibarsız gördüğü ve alt sınıflara ait olarak aşağıladığı bu müziği, otantik formu içinde reddetmiş ya da görmezden gelmiştir.

Yakınlaşmanın erken aşamalarında (XIX. Yüzyıl başları), Bartok’un yaptığı gibi ciddi ve metodik bir saha araştırmasından ya da halk müziğinin, bestecilerin armonik dillerinin çekirdeğini oluşturduğundan söz etmek zordur. Bunu, daha çok yükselen milliyetçilik ile birlikte oluşan, ama çok da öze temas etmeyen bir sempatik bakış olarak görmek daha doğru olur. Yine de tartışılmaz bir gerçek, Sibelius’un Finlandiya’ya veya Grieg’in Norveç’e özgü bir yazım dili kullanması gibi, artık bestecilerin yerel kültürlerine özgü bir müzikal dil geliştirmeye başlamış olmalarıdır. Elbette, bu müzikal akım bir anda ortaya çıkmamıştır. Öncesinde, Haydn, Beethoven, Schumann ve doğal olarak Chopin ve Liszt’in çeşitli ülkelerin geleneksel müzikleri ile ilgilendikleri bilinmektedir. Ancak bu ilginin beslendiği kanal, bir sonraki dönemden farklı olarak sadece milliyetçilik değildir. Örneğin, Chopin’in Polonya ulusal danslarına ilgi duymasının yanında Paris’te duyduğu İspanyol müziğinden de çok etkilendiğini biliyoruz. Bu bestecilerin nadir dikkat çeken bu yönleri aslında bir başka yazının konusu olabilecek denli derin ve ilginçtir.

Geçtiğimiz günlerde Beethoven’ın “İskoç Halk Şarkıları”ndan bir seçkiyi konserde seslendirme şansı buldum. Bu şarkıların varlığından önceden haberdardım, ancak ne sayılarına ne de bestelenme hikâyelerine dair bilgim vardı. Son derece hoş olan bu şarkılar, piyanolu üçlü ve şan için amatör müzisyenlerce seslendirilmek üzere yazılmışlardır. Halk müziği ile sanat müziğinin erken XIX. Yüzyıldaki ilişkisine Beethoven’ın Büyük Britanya halk şarkıları derlemeleri üzerinden bakmak ilginç olabilir.

Büyük Britanya’nın halk ezgilerini düzenleme fikrini Beethoven’ın kafasına sokan hiç kuşkusuz dönemin ünlü halk müziği koleksiyoncusu ve müzik yayımcısı İskoçyalı George Thomson’dur. İngiliz, İrlanda ve İskoç geleneksel melodilerine (düzenleme adı altında) yeni besteler ve yeni metinler yazdırarak bir koleksiyon oluşturmak isteyen George Thomson, dönemin pek çok önemli bestecisinin kapısını çalmıştır. Bunların içinde Beethoven ve Hummel de vardır. Öncesinde ise Haydn’ın halk müziği düzenlemelerini basmıştır. Edinburgh’da yaşayan Thomson’un bu meşakkatli girişiminin her ne kadar geleneksel ezgilerin unutulmasını önlemek için attığı özverili bir adım olduğu söylense de gerçekte durum biraz daha farklıdır. 1793-1841 tarihleri arasında toplam 6 ciltte 300 şarkı yayımlayan Thomson’un ticari kaygılarının sanatsal kaygılarından daha ağır bastığı söylenebilir. Şarkıların orijinal söyleniş biçimleriyle ve sözleriyle hiç ilgilenmemiş, hatta şarkıların notalarını bile daha önceden basılmış edisyonlardan temin etmiştir. Daha sonra, bu notaları ünlü bestecilere göndererek düzenlemelerini istemiş; düzenlenmiş şarkılara da Robert Burns ve Sir Walter Scott gibi yine dönemin ünlü şairlerine ısmarladığı sözleri giydirmiştir. Bir diğer anlatımla hazır melodilere söz yazdırmıştır. Böylelikle İskoç, İngiliz, İrlanda, hatta Galler melodileri Viyana tarzı armonilerle yeniden bestelenmiş, modern sözlerle içeriğinden iyice arındırılmış durumdadır. Thomson, bu şarkılar üzerinden daha sonraki dönemlerde ulusal karakteri yansıtmadığı gerekçesiyle çok eleştirilecekti.

Beethoven’ın bestelediği şarkıların toplam sayısı dudak uçuklatıcıdır: 180! Dahası bu parçalar çok kısa bir zaman diliminde bestelenmiştir. Ayrıca, tahmin edilebileceği gibi bunlar, paraya ihtiyacı olan genç Beethoven besteleri de değillerdir. Beethoven bu şarkıları, şanının ve zenginliğinin zirvesinde, Op. 101 ve 106 Piyano Sonatları, 4. ve 5. Piyano-Çello Sonatları ile aynı zamanda bestelemişti. Beethoven gibi başına buyruk bir bestecinin böylesi bir projeyi neden kabul ettiği ise meçhuldür. Tek makul açıklama, bu fikrin Beethoven’ın hoşuna gitmiş olması olabilir. Gerçekten de Beethoven’ın bu parçaları ne kadar ciddiye aldığını Thomson’a yazdığı sitem dolu bir mektuptan anlıyoruz*. Öncesinde Thomson, Beethoven’a hitaben yazdığı bir mektupta söz konusu parçaların amatör pazar için çok zor olduğunu, İskoçyalı hanımefendilerin bunları çalabilmeleri için basitleştirilmeleri gerektiğini belirtir. Bunun üzerine Beethoven, 25 Mayıs 1819’da Thomson’u yanıtlar: “Siz eğer ülkenizdeki müzisyenlerin seviyesine ve zevklerine dair bana yeterli bilgi vermez, bestelememi istediğiniz melodilerin sözlerini göndermezseniz benim amacınıza uygun beste yapmamı nasıl bekleyebilirsiniz?”. Gerçekten de eserlerin karakterlerini daha iyi anlamak isteyen Beethoven, 1809 yılından itibaren ısrarla halk şarkılarının sözlerini talep etmiş ancak hiçbir zaman olumlu yanıt alamamıştır. Çünkü Thomson, bu geleneksel ezgilerin sıklıkla argo ve üst sınıfın zevkine uymayan sözleri yerine dönemin saygın şairlerinden yeni metinler talep etmekteydi. Esasen bu şiirleri melodiye uygun yazdırdığı için, eser eline geçmeden şiiri de ısmarlayamıyordu. Kısaca sözler, parçalar bestelendikten sonra onların üzerine yazılmışlardır. 21 Aralık 1812 tarihinde Beethoven’ın yıllardır yinelediği şiir taleplerinden birine yanıt verirken, bir itirafta bulunmak zorunda kalıyordu: “sözleri size veremem; zira onlar şu an sadece şairin zihninde”.

Hayatında Britanya’ya hiç ayak basmamış olan Beethoven’ın eline ulaşan tek materyal olan melodileri nasıl işlediği ve hayal ettiği geleneksel karaktere nasıl ulaştırdığı oldukça ilginçtir. En nihayetinde ortaya çıkan, geç dönem Beethoven ile geleneksel müziğin bir sentezidir. Bu duruma en iyi örnek Op. 108/8 “Lovely Lass of Inverness” olabilir. Bu acıklı şarkı Culloden Savaşı’nda ailesini kaybeden bir genç kızın ağzından aktarılır. Kız, İngiliz güçlerini yöneten Cumberland Dük’ünden “Zalim Lord” diyerek söz eder. Beethoven’ın bu konudaki tarihsel bilgisinin düzeyini bilemiyoruz elbette ancak kesin olarak bildiğimiz şey Beethoven’ın müziği üzerine sonradan yazılan Richard Bruns’ün şiirinden doğal olarak haberinin olmadığı. Beethoven, eline ulaşan materyalden olağanüstü bir müzik yaratır. Fakat, bu bir İskoç halk şarkısından ziyade Beethoven’ın son dönem sonatlarının yavaş bölümlerini andırır. Melodi, ıskalanamayacak denli “İskoç”tur. Beethoven’ın çalgılaması da parçanın trajik karakterini mükemmel bir biçimde yakalar. Ancak ortaya çıkan ürün bir anlamda yapmacıktır. Bu durum apayrı bir analizi gerektirir ve bu yazının kapsamını aşar. Ancak, belirtmek gerekirse Op. 101 Piyano Sonatı’nın 3. Bölümü’nü ve bu parçayı dinlemek, durumu örneklemek için yeterli olacaktır.

Bu karışımın ne ölçüde halk müziği olduğu, sıralanan nedenlerle tartışmaya açıktır. Belki de en doğrusu bu karışımın halk müziğinin idealize edilmiş bir hali olduğunu söylemek olacaktır. Diğer bir deyişle, aynı Chopin’in mazurkaları gibi halk müziğinin sanat müziğine dönüştürülmüş halidir. Tabi ki Beethoven bunu Chopin’in yaptığı ustalıkla yapamaz, yapması da düşünülemezdi. En azından, elinde ona yol gösterebilecek bir materyal yoktu. Ayrıca Chopin, Mazurkalarını herhangi bir zorluk ve anlaşılırlık ölçütü gözetmeden yazarken Beethoven, düzenlediği halk şarkılarını herkesin çalabileceği ve anlayabileceği düzeyde tutmaya çalışmak zorundaydı.

***

Beethoven ve benzeri besteciler ait oldukları kültürün ve ülkenin sınırlarını aşmışlardır. Beethoven’ın herhangi bir eserini belirli bir döneme ve kültüre hapsetmek onun dehasına haksızlık etmek olur. Thomson bu eserlerin ideal bir halk müziği yaratacağı ve “kaba” olduğuna inandığı orijinal hallerinin yerini alacağı inancıyla harekete geçmiş olabilir. Ancak yine de, Beethoven’ın kaleminden çıkan, Thomson’un beklentisinin ve amacının çok dışındaydı. Benzer şeyleri Thomson’un sipariş ettiği şiirlerden bazıları için söylemek de mümkün. Sir Walter Scott’un kaleminden çıkan hiçbir dize sadece yazıldığı bağlama ithaf edilemez.

Dünya, her ülkenin kendi sınırları içine çekilirken homojenleşmeyi de beraberinde kucakladığı, evrensel olana kulaklarını tıkadığı ve sırtını dönmeye başladığı bir döneme doğru hızla ilerliyor. Buna karşı ne yapılacağını bilemiyorsak, bu büyük insanların temsil ettikleri değerler ve geçmişin acıları bizim yolumuzu göstermeli.

 

(*) Bu yazı Andante Dergisi Ağustos 2018 (No: 142) sayısında yayımlanmıştır.

 



* Beethoven ile Thomson arasındaki mektuplaşma için şu kaynağa bakılabilir: Donald W. MacArdle, “Beethoven and George Thomson”, Music & Letters, Vol. 37, No. 1 (Jan., 1956), pp. 27-49; Oxford University Press.